BİLKA - Bilge Kadın Araştırma Merkezi
 
Her zamanda sanat gelişir, ilerler. Belki Mozart bile şu zamanda yaşıyor olsa kendi müziğini beğenmeyebilirdi. Müzik terapi için kişinin sevdiği, anladığı tür müzikle çalışmak uygun olacaktır.




Her zamanda sanat gelişir, ilerler. Belki Mozart bile şu zamanda yaşıyor olsa kendi müziğini beğenmeyebilirdi. Müzik terapi için kişinin sevdiği, anladığı tür müzikle çalışmak uygun olacaktır.
 
 

Bilge Kadın Araştırma Merkezi (BİLKA)`nın Prof. Dr. Hanefi Özbek ile müzikterapi üzerine yapmış olduğu röportaj:

 

1) Müzikle tedavide hastalarda ne gibi nasıl iyileşme oluyor ya da nasıl ilerlemeler oluyor ?

 

-Müzikterapi, apiterapi, ozonterapi, fitoterapi, akupunktur gibi yöntemleri Sağlık Bakanlığı bir araya getirdi ve Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp adı altında bir yönetmelik yayımladı. Yani bu tür konular artık Sağlık Bakanlığı`nın mevzuatına da girdi. Geleneksel ve tamamlayıcı tıp uygulamalarını kimler, nerede, ne şekilde uygular gibi bilgiler bu mevzuatta yayımlandı.

Müzikterapiyi, hastaların müzikle tedavisi olarak tanımlamak yerine mevcut tedaviye müziğin de desteğini eklemek olarak tanılayabiliriz.Örneğin; bir hastanemizin Onkoloji servisinde hastalar kemoterapi alıyorlar. Tabi kemoterapi sırasında hastalar bazı sıkıntılar yaşıyorlar (mide bulantısı, kusma gibi) Yani hastalar tedavi olduğuna mı sevinsin, tedavinin zorluğuna mı üzülsün, böyle sıkıntılar yaşanıyor. Biz orada kemoterapi alan hastalara müzik terapi uygulaması yaptık. Müzik terapi öncesi ve sonrası anket şeklinde testler uyguladık. Mahur makamında eserleri canlı olarak dinlettik hastalara. Anlamlı bir şekilde hastaların memnun olduğunu, kemoterapiye ait oluşacak yan etkilerin daha az görüldüğünü veya hiç görülmediğini gözlemledik. Hastalar memnuniyetlerini sözle de ifade ettiler. Biz orada kanseri iyileştiremedik ama hastalar zaten kanserden dolayı sıkıntı yaşıyor, ilaçların etkileri var ama biz müzik terapi ile hastaların mevcut kanser tedavisine destek olduk. Hastaların yaşam kalitesini bir miktar arttırdık. Müzik terapiyi kanseri iyileştirir, ülseri tedavi eder şeklinde değil de sadece bir destek tedavisi, tamamlayıcı bir tedavi, yaşam kalitesini arttırıcı bir tedavi olarak düşündüğümüzde doğru yolda gider, sonuç alırız düşüncesindeyim. 

2) Psikologlar terapilerde destek olarak neler önerebilir, şu an batı müziği Bethooven ve Mozart türü müzikler söyleniyor. Bizim önerebileceğimiz, kültürümüze ait genel makamlar var mı?


-Müzik kültürel bir olaydır. Benim görüşüme göre saf evrensel bir müzik yoktur. Çünkü müzik kültürle ilişkili bir şey. Hangi kültürü almışsa kişi o müziği sever, dinler. Dolayısı ile müzik terapide de o doğrultuda öneriler yapılabilir. 

3) Dışarıdakiler de yapabilir mi yoksa sadece klinik ortamda mı (destekleyici olarak) dinletiliyor? Ne gibi etkileri var?


-Şimdi müzikterapi etkin mi değil mi üzerinde 5000 civarında bilimsel çalışma yapılmış. Bu çalışmalar gösteriyor ki müzik terapi uygulanan kişilerde dopamin, serotonin, kortizol gibi endojen maddelerin seviyeleri değişebiliyor. Yani bu durum müzikterapinin hormonlar, nörotransmitterler üzerinde etkili olabileceğini gösteriyor. Madem ki biz bu hormon, nörotranmistter düzeylerini müzik terapi ile etkileyebiliyoruz, öyleyse bu bilgiyi tedavi için kullanabiliriz. Peki, ilacı kim tavsiye edebilir, hekim. Öyleyse hasta kişiye müzikterapi yapılacağı zaman hekim onayı ve devreye müzikterapistin girmesi ve bu hastaya hangi müzik terapi, ne şekilde uygulanacak karar verilmeli, müzikterapistler de terapiyi hastaya uygulamalı. Böyle gittiğimiz takdirde doğru bir çalışma olur. 
Peki, hangi müzik? 
Hastaya anladığı, bildiği, beyninde çağrışım yapabilecek müziği dinletmek doğru olacaktır. Zoraki Beethove, Itri, Dede Efendi dinletmenin gereği yoktur. Çünkü müzik terapi ile sanat yapmıyoruz, fakat biz orada kişinin ruh dünyasına inerek onu nasıl etkileyebiliriz konusuna bakıyoruz.

4) Peki hocam psikolojik rahatsızlıklarda ne gibi etkileri var? Örneğin depresyon veya bipolar bozuklukta ne ölçüde etkisi oluyor?

-Hormonları ve nörotransmitterleri etkiliyor olmasıylabu durumu açıklayabiliriz. Biliyorsunuz psikiyatrik veya nörolojik hastalıkların birçoğunda nörotransmitter dengesinin değişmesinin ekili oluğu düşünülüyor. Örneğin  Dopamin seviyesi azalınca kişide Parkinson hastalığı belirtileri baş gösteriyor. Serotonin ve asetilkolin de bir çok psikiyatrik hstalık için çok önemli. Bunların dengeleri bozulduğunda, depresyona kadar giden durumlar oluşabiliyor. Bu tür hastalarda nöroloğun ya da psikiyatristin tedavisine destekleyici olarak müzik terapi de eklenebilir. Böylece belki de daha az ilaç kullanılarak daha iyi bir sonuç almak mümkün olacaktır. Bu da ilaçların istenmeyen etkilerinin daha az ortaya çıkması anlamına gelecektir.

5) Psikolojik rahatsızlık ya da ruhsal hastalıklarda daha çok hangi tür müzik kullanılıyor?

Osmanlıda müzikle tedavi hakkında ne düşünüyorsunuz? Aynı şekilde mi uygulanıyordu?

- Edirne Selimiye Camii’ne giderseniz, orada Osmanlıda müzik terapi yapılan yerlerin çok güzel bir örneğini görebilirsiniz. Psikiyatri hastalarına av hayvanlarının etini yedirdikleri, Türk müziği’ni akustik bir ortamda belirli zamanlarda dinlettikleri, ayrıca akan suyun sesini dinlettiklerini ve hastaları tedavi etmeye çalıştıklarını görüyoruz.

6) Bu konuda dünyada neler yapılıyor?


-Amerika’da ve Avrupa’da müzik terapi yapılıyor. 100’den fazla çeşitte uygulama var. Fakat tam manasiyle oturmuş bir uygulamadan söz etmek çok da doğru olmayabilir. Ancak faydası bilimsel çalışmalarla kabul edilmiş, kanıtlanmış. Müzik terapi dernekleri var. Ülkemizde de Edirne ve Ankara’da birer müzik derneği var. Hücreden organi zmaya kadar sesin ve müziğin ne yaptığı, nasıl bir etki gösterdiği bilimsel olarak çalışılabilir. Örneğin alın bu bilgiyi kanser hücresine uygulayın, normal hücreye uygulayın aradaki farka bakın. Ben müzik terapinin bilimsel açıdan değerlendirilerek hekimler, psikiyatristler ve psikologlar tarafından uygulanması ve bir müzik terapi geleneğinin oluşması  gerektiğini düşünüyorum.

7) Her bölgenin kendi sebzesi iyi geliyor peki her bölgenin müziği kişiye iyi geliyor olabilir mi ?


-Bence doğrudur. Her kişi kendi yöresinin müziğini daha bir farklı dinler. Her zamanda sanat gelişir, ilerler. Belki Mozart bile şu zamanda yaşıyor olsa kendi müziğini beğenmeyebilirdi.  Müzik terapi için kişinin sevdiği, anladığı tür müzikle çalışmak uygun olacaktır.


8) Peki hocam sevdiği müzik olmalı dediniz, kişi depresyonda ise arabesk müzik seviyor ve dinliyorsa modunu aşağıya çekmez mi?

-İyi yakaladınız, tebrik ederim. Bu önemli elbette, kişi depresyonda ise tabi arabeskle çalışmak olmaz fakat eğlenceli müzik de hemen olmaz. Arabesk seven birine başlangıçta kişinin ilgisini çekmek için arabesk müzik dinletebilirsiniz. Maksat kişiyle müzik kullanarak kontak kurmaktır. Sonrasında ise bunu geliştirmek gerekir.


9) Hamilelikte devamlı yabancı klasik müzikler öneriliyor. Alternatif iyi gelmesi adına önerilebilecek müzikler var mıdır?

Hamilelikte müziğin etkisiyle alakalı ben kanıtlanmış bir çalışma olduğunu zannetmiyorum. Hamilelikte illa da klasik müzik dinletmenin çok da doğru bir şey olduğunu düşünmüyorum. Benim düşüncem şu; Nasıl ki biz anneye sen iki canlısın çok ye demiyor isek veya ilaç içerken hekime danış diyorsak, burada da aşırıya kaçılmaması doğru olacaktır. Ancak anneye sevdiği müzikleri, onu rahatlatan müzikleri tavsiye edebiliriz. Belki de böylece daha rahat bir hamilelik dönemi geçirecektir.
Şöyle bir inanış var, doğru da olabilir: müzik aynı zamanda ritim demektir. İkili ritim, üçlü ritim gibi. Çocuğun aslında anne karnındayken annenin kalp seslerinden ritmi öğrendiği zannediliyor. Anne dinleniyor iken kalp üçlü ritimde atar. Ama anne hareketliyken, koşturuyorken ikili ritimde atar. Dolayısı ile çocuğun ritim duygusunu anne karnında aldığı düşünülebilir. Bu durumda dışarıdan müzik dinletilerek belki de anneden alınacak bu ritimler üzerinde bozucu bir etkiye de yol açılabilir.

Müzik terapi ugulamaları için örneğin gazete haberleri ile hareket etmemek gerekir. Çünkü gazeteler bir bilimsel yayın organı değildir. İddia edilen şeylerin istatistiksel olarak ispatlanması gerekir. Bilimsel verilere dayanması gerekir.

10) Kuran-ı Kerim dinlenmesi ruhu dinlendirir psikolojiye iyi gelir ya da etkiler diye düşünülüyor bazen Müslüman olanlar gözlemleniyor. Sizce tedavi eden ya da iyi gelmesi noktasında etkisi nedir?

Kişiliği uygunsa, yatkınlık varsa olabilir. Bu kültürel bir şeydir. Alış-veriş meselesidir. Kuranı Kerim elbette ki şifadır fakat yerinde ve zamanında kullanmak kaydıyla. Peygamberimiz bile 20 yaşında değil  40 yaşında Peygamber olmuştur. Demek ki her şeyin bir zamanı vardır. Kuranı Kerim insanların hem bu dünyada hem de ahirette mutlu olması için gelmiştir. Terapi için kullanmak konusunu ilahiyatçılara danışmak daha uygun olabilir. Kişilerin kültürü inanışı ve yatkınlığı önemlidir, yani kişiye göre muamele etmek gereklidir.

11) Çocuklar devamlı müzik dinleyerek ders çalışıyor. Ders çalışırken müzik dinlemek hakkında ne düşünüyorsunuz? Müziğin beyine etkisi var mıdır?

Bazı kişiler vardır sessiz bir ortamda pür dikkat ders çalışabilir. Bazısı ise müzikle bu pür dikkat halini sağlıyor. Müziğin beyine etkisi var mı bu konuda bazı  araştırmalar yapılmış. 
Müzikle uğraşan kişiler, mesela gitar, piyano, bağlama, kanun çalıyor, bunun için kişi uzun yıllar boyunca bir hoca gözetiminde eğitim alıyor. Sonuçta, sağ ve sol el ince hareketler yönünden müthiş bir gelişim gösteriyor. Şimdi düşünün ben ud ya da gitar çalacağım ne yapıyorum; önümde nota var anında notayı okumam gerekiyor, sol elin hangi parmağını nereye basacağımı biliyorum, sağ elimle tellere nasıl vuracağımı biliyorum, anında karar verip uyguluyorum. Yine aynı anda da şarkıyı söyleyebiliyorum. Bunu yapmak için beyinde konuşma merkezinden hafıza merkezine kadar her yer müthiş bir koordinasyonla çalışıyor. Yani beyin için müzik müthiş bir antrenman aracı oluyor. Kişinin müzik yapmasını değil müzikle uğraşmasını en azından oradaki disiplini kapmasını, beynin her iki yarım küresini birleştirecek hatların daha iyi gelişmesini sağlayıcı bir müzik eğitimi Milli Eğitim müfredatına eklensin isterim. İsteyen piyano, isteyen yan flüt, isteyen ney, isteyen davul ile uğraşsın, fark etmez. Kişi bu eğitimi alacak ve sonunda “aa ben demek ki belirli şekilde düzenli çalışırsam bir şeyleri geliştirebiliyorum” diyecek, bunun farkına varacak, disiplinli olmayı öğrenecek. Böylece geleceğin sanatkârları, bilim adamları yetişecek bu sayede. Dolayısı ile müziğin beyine önemli ölçüde katkı sağlayabilecek bir disiplin ve geliştirme aracı olabileceğini söylemek mümkündür.

12) Hangi hastalıklara hangi makam iyi geliyor hocam, şu organlara bu müzik iyi gelir diye kullanılabilir genel bilgiler var mıdır?

Farabi’nin  bir yazısından alınan şeyler bunlar. Doğruluğu tartışılır. Mesela o zaman Uşşak makamına biz bugün Rast makamı diyoruz, ismi bile değişmiş. O zamanki zevkler, müzikler çok farklı. Makamın yannda ritim, metronom hızı gibi değişkenler de önemli. Bunları müzikterapi bilgisi içerisinde karıştırıp ona göre hastaya vermek lazım. Böyle yaptığınız zaman şu makamdan şu sürede şu ritimde şu usulde şu volümde bir eser uygulanabilir diyebiliyorsunuz. Bunlara ancak bilimsel çalışmaların ışığı altında müzikterapist, hekim ve psikolog birlikte karar verecekler. 


13) Öyleyse kişiye özel besteler yapılabilir ve müzikterapide kullanılabilir diyebilir miyiz?

Olabilir. Fakat bunu yapacak bestekâr yok. Yetiştirmek lazım. O zaman sağlıkla ilgili şu müzik, şu makam şu rahatsızlığa iyi geliyor diyebiliriz. Bugün eseri yapan kişiler maddi bir şeyler kazanamıyor. Sanata gereken önem verilmeli. Sanatçıların telif hakkı korunmalı. Artık sanatçılara, bestekârlara gereken önem verilirse gerçek sanatkâr ve bestekârlar da ortaya çıkar. 

14) Peki hocam metropol bir hayata yaşıyoruz stresli, zor ve tempolu yaşam standardımız var. Bize ne tür müzikleri önerirsiniz? 

Ağır ritimli müziklerden hareketli ritimlere sahip müziklere doğru bir seyre sahip eserlerin dinlenilmesi uygun olabilir. Burada kişinin bulunduğu ortam ve içinde hissettiği durum önemli. 

Hocam kıymetli vaktinizi ayırdınız, değerli bilgilerle röportajımıza katıldınız. Çok teşekkür ederim.

Rica ederim, benim için güzel ve keyifli bir röportajdı.

 

Röportajı yapan: Psk. Burcu Toluç 
Röportaj tarihi: 12.04.2017

 

ÖZGEÇMİŞ (Prof. Dr. Hanefi Özbek)

1965’te Sivas’ta doğdu. Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdi (1991). Van Kapalı Cezaevi’ne tabip olarak atandı (1991). Yüzüncü Yıl Üniversitesi Sağlık-Kültür ve Spor Dairesi Başkanlığı tabip kadrosuna naklen geçti (1993). Van Türk Musiki Derneği’ni kurdu (1993). Yüzüncü Yıl Üniversitesi Eğitim Fakültesi Müzik Eğitimi Bölümü’nü kuruluşunda görev aldı (1994). Farmakoloji ve Toksikoloji doktorasının ardından (1998) Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde yardımcı doçent doktor olarak göreve başladı (1998). Sağlık Bakanlığı’na İlaç ve Eczacılık Genel Müdür Yardımcısı olarak geçti (2008). Tıp Farmakoloji alanında doçent unvanını aldı (2011). Halen Sağlık Bakanlığı İlaç ve Eczacılık Genel Müdürü Yardımcısı olan Özbek, evlidir ve iki çocuk babasıdır.


Araştırma alanları: Toksisite, Karaciğeri koruyucu etki, Analjezik aktivite, İnflamasyon, Türk Müziği Teorisi, Müzikle Tedavi, Biyoistatistik araştırma alanlarıdır.

 
 

İsminiz
Mail adresiniz
Konu
Mesajınız

 
 

::: 70 Yaş ve Üstü Röportajlar - Diğer Yazılar

 
# 28 Mart 2013 Perşembe
Remziye DEMİRKIRAN
1938 yılında Elazığ`ın Palu ilçesinde doğdum. Babam katırcılık yapardı. Annem ev hanımıydı. Çok çocuklu bir ailedenim. Benim de ikisi kız, ikisi erkek dört çocuğum oldu, bir kızım vefat etti. Eşim on yıl önce vefat etti, o zamandan beri yalnız yaşıyorum.
# 1 Mart 2013 Cuma
Yusuf UZLU
1932 senesinde İstanbul`un Vefa ilçesinde doğdum. Babamlar Diyarbakır`dan gelmişler, annemler de Arabistan`dan. Anneanneme ``mellayi Zekiye``, ``Güzel Zekiye`` derlermiş, hafızmış.
# 1 Mart 2013 Cuma
Gülser UZLU
1937 yılında Manisa Turgutlu`da doğdum. Aslında oralı değiliz, annemler büyük yangında Selanik`ten gelmişler. Rahmetli annemin babası Mekke-Medine taraflarına kervancılık yapıyormuş o zamanlar ama savaş çıktıktan sonra işleri iyi gitmemiş Türkiye’ye gelmişler.
# 4 Ekim 2012 Perşembe
Şahin ÖZER
Şahin Bey, sizi Türkiye’de tanımayan yok neredeyse. Bu kadar tanınmış olmanın ya da sanatçıların patronu olmanın zorlukları nelerdir?
# 4 Ekim 2012 Perşembe
Prof. Dr. Nevzat KOR
İlkokulu beşinci sınıfa kadar Aydın’da okudum. İlkokula gitmek için 25 dakika yol yürümek zorunda kalırdım, yerler çamur yumuşak zemin ayağımız basınca toprak çöküyor, sonra trene binip 5 km öteye daha giderdim, sonra tekrar yürüyerek ancak okula böyle ulaşırdım.
# 4 Ekim 2012 Perşembe
Nurten GÜZELSEVDİ
Radyo-Tv ve Sinema bölümünü bitirdikten sonra televizyon dünyası çok fazla kanalın açılmaya başladığı bir döneme girmişti. Bu alanda yapabileceğim şeyler olduğunu düşündüm ve alanda ihtiyaç olacağını hissettiğim için televizyon dünyasına yoğunlaştım.
 
 

 
 
 

 

 

::: BİLKA Haberci

İsminiz
:
e-Posta
:
 
 Katıl  Ayrıl
 
BİLKA - Bilge Kadın Araştırma Merkezi © 2008 - Tüm hakları saklıdır