BİLKA - Bilge Kadın Araştırma Merkezi
 
İnsanın ne olduğuna ilişkin , birbirine aykırı bu iki saptamanın, acaba hangisi hakikattır, hangisi insan gerçeğine uygundur?




Prof. Dr. Vecdi Aral

# 22 Eylül 2015 Salı

Yazının başlığında yer alan ve lâtincede HOMO SAKRA RES HOMİNİ biçiminde karşılığını bulan bu söz, büyük Roma düşünürü SENEKA` ya aittir, onun insana bakışını dile getirir.
Bu görüşe ters düşen bir deyim daha vardır ki, o da insanı, insan için bir kurt diye tanımlar: HOMO HOMİNİ LUPUS(HOBBES)
İnsanın ne olduğuna ilişkin , birbirine aykırı bu iki saptamanın, acaba hangisi hakikattır, hangisi insan gerçeğine uygundur?.
Bu soruya yerinde bir cevap verebilmek için insana yakıştırılan her iki sözün anlamını, yaşamdaki sonuçlarına değin irdelemek zorunlu görünür.
Eğer insanı “her şey benim için ve başkalarına hiçbir şey” diyen, sırf kendisi için, bedensel varlığını korumak için davranan, yalnızca hayvanî doğasından gelen güçle, itki ve dürtüleriyle eyleme geçen bir kurt olarak görürsek, onun toplumsal yaşama kavuşamayacağı yada bu yaşamı sürekli kılamayacağı sonucuna varmamız gerekecektir.
Oysa, bedensel ihtiyaçlarını tek başına bireyin kendisi gideremeyeceğinden, bunun için gerekli yiyecek, içecek ve silah gibi araç ve gereçleri sağlayamayacağından bir toplum içinde yaşaması zorunludur.
İşte bu zorunluluğun farkında olan ve insanı kurt olarak kabul eden anlayış, tutarlı bir düşünce ile otoriter ve yasakçı bir devlet kavramına varacaktır.
Çünkü insanda, onları birlikte, bir iş birliği içinde yaşatacak doğal bir güç, bir içgüdü, bir doğa yasası yoktur. Böyle bir güç ve yasa, arılar ve karıncalarda olduğu gibi sadece bazı böcek ve hayvan türlerinde geçerlidir.
Böylece insan toplumunda, birey ve onun yaratıcı, yenilikçi kişiliği tamamen silinip yok olacaktır. Çünkü böceklerdeki ortak yaşamı sağlayan doğa gücünün yerine devlet otoritesi, onun her ayrıcalığı, her bireyselliği yok edici gücü ve zorlaması geçecektir.
Yeryüzünde salt bir güç, alt edilemiyecek üstün bir güç bulunmayacağından devlet gücünü elinde bulunduran yönetici yada yöneticiler kaygı ve korku içinde kalacaklar, bu da onları bütün bireyleri denetim altına almaya, bu kimselerin insan ve kişi olarak davranış ve sözleriyle deyimledikleri düşüncelerini değil de bunların arkasındaki kendilerini tehdit edebilecek motifleri, itki ve dürtüleri, art niyetleri arayıp araştırmaya götürecektir.
Artık, yöneticilerin gözünde birey, psikolojik dürtüleriyle, art niyetleriyle davranan, konuşan ve böylece toplumun esenliği uğruna yönlendirilmesi, gereğinde yaşamına son verilmesi zorunlu bulunan bir hayvandan asla farklı değildir. Nedir ki, bu görüş temelde çelişkili ve sakattır. Tanrı olmadığına göre, sadece bir insan olmakla yönetici ve yönetenler de bir kurt olmaktan öteye gidemeyecek, toplum ve onu oluşturan bireyler karşısında, sevgi başta olmak üzere bütün ahlâki değerlerden yoksun yok edici bir güç olarak kalacaktır. Oysa, insan gerçeği onu kurt olarak görenin düşündüğü gibi değildir. Evet! İnsanda bencil duygular var, ama o bundan ibaret değil. Bu konuda DİDERO aynen:
İNSAN GÜÇLÜLÜK VE GÜÇSÜZLÜK,
AYDINLIK VE KARANLIK, KÜÇÜKLÜK
VE BÜYÜKLÜK BİLEŞİMİDİR…
demekle, insanı gerçeğe en uygun bir biçimde tanımlamıştır.
İnsanda, onu hayvandan kesin olarak ayıran bir yan, bir boyut daha vardır. Buna, psikolojik anlamda “ruh”dan farklı olmakla, akıl ve derin duygu anlamında “tin” denir yada “içsel yan”.
Bizi insan yapan bu yanımızda yücelik, ahlâk, hakikat, estetik gibi yüksek değerler bulunur. Onlar insana, insan olarak anlamlı bir yaşam içinde yetkinleşip sevgiyi içeren, böylece toplumu oluşturma yolunda tek güç olan kültürü meydana getirmelerini buyurur.
Nitekim dinler yücelik değerini, moral ve hukuk ahlâki değerleri, bilim hakikat değerini ve sanat da estetik değeri temsil eder.
Kültürsüz bir toplum olamaz, onsuz bir topluluk sürüden ibarettir ve öyle kalır.
Kültürü oluşturan yüksek değerin algılayıcısı ise bireydir; çünkü değerleri algılama organı olan vicdan ancak bireyde bulunur. Vicdanın içerdiği akıl ve duyguları ile yüksek bir değeri algılayıp onu gerçekleştirmekle kişilik kazanan birey, insanlığa en büyük hizmeti yapmış olur. Bunun içindir ki, insan insan için kutsaldır. Buna göre, bireyi aşan toplum yada devlet gibi her üstün güç, kişiliklerin yetişmesi ve korunması için özgür bir ortamın hazırlanmasına ahlâken yükümlüdür. Çünkü her türlü söz ve davranışta onun özgür bir düşünce sonucu olup yüceliğe, ahlâka yada hakikat ve estetik gibi kültürel değerlerden birine hizmet edebileceğini hesaba katmadan bir art niyet aramak, motiflere inmek kişiliğin oluşmasında, dolayısıyla toplumun bir kültür toplumu olarak gelişmesinde en büyük engel oluşturur. Üstelik her insanda, onun her türlü davranışında iyi yada kötü kişisel pek çok motif bulunur. Nitekim ROŞFOKOLT,
EN İYİ DAVRANIŞLAR BİLE, BU DAVRANIŞ BÜTÜN
MOTİFLERİ İLE BİRLİKTE ORTAYA KONULMUŞ OLSAYDI BUNDAN UTANMAYACAK TEK BİR KİŞİ DAHİ BULUNAMAZ.
der. Böyle olunca da bizzat yönetenlerin işlerine gelmeyen davranış ve sözlerde kötü niyet bulmaları ve o kişiyi susturup sindirmek üzere kişilik bakımından “cahil”, “ahlâksız”, “vicdansız”, toplumsal(bütünsel) ve politik açıdan gözden düşürmek için “burjuva” yada “proleter”, “toplum ve insanlık düşmanı” diye nitelendirmek çok kolaydır.
Böyle bir zihniyetin korkunçluğunu gören çağımız filozoflarından UNAMUNO:BU DÜYADA BİR İNSANIN SAİKLERİNİ ARAMAKTAN DAHA ALÇAKÇA BİR TUTUM DÜŞÜNEMİYORUM.
Burada insanı bir kurt yada kurtçuk gibi gören anlayışın düştüğü bir çelişkiye daha değinmek gerekmektedir.
Gerçekten bu anlayış insanı nitelendirirken hakikati aramak yolunda bir isteği, kendisinde bir hakikat sevgisinin bulunduğunu ister istemez ortaya koymuş bulunmaktadır. Bu da insanda hiç değilse hakikat gibi yüksek bir değerin bulunduğunu, onun bir kurt yada bir maymun olmadığını, onlardan çok farklı bir niteliğe sahip bulunduğunu açıkça ortaya koymaktadır.

 
 

İsminiz
Mail adresiniz
Konu
Mesajınız

 
 

::: Prof. Dr. Vecdi Aral - Diğer Yazılar

 
# 13 Mart 2016 Pazar
Bir kimsenin içinde bir DÜZEN, bir KOZMOS, bir BARIŞ yoksa, dış dünyaya verebile- ceği sadece bir KAOS, bir KAVGA’dır.
# 15 Ocak 2016 Cuma
Yücelik, ahlâk, hakikat ve estetik dediğimiz değerler yalnızca insanda, bireyin manevî yanında mevcuttur, varlığını bireye borçludur. Bedenin büyük olan önemi, bu değerlerin taşıyıcısı olmasından gelir.
# 6 Nisan 2015 Pazartesi
Bu gün insanın tek kaygısı bedeninin kurtulması, onun bütün ihtiyaçlarının giderilmesidir.
# 25 Şubat 2015 Çarşamba
# 30 Haziran 2014 Pazartesi
“Güzel” dediğimiz değer de, “ahlâk” ve “hakikat” gibi duygu ile yaşanır, bir yaşantı olarak ortaya çıkar ve ancak böylece kavranır. Sanatsal yaşam ve yaşantı “güzel”e ilişkin bir duygu ve duyumsamadır.
# 25 Nisan 2014 Cuma
Doğa yasaları değişmese de, canlıların gelişme yönünde her an bir değişim geçirdiği açıkça görülür. Değişmeyen bir canlı ölüme mahkûmdur.
 
 

 
 
 

 

 

::: BİLKA Haberci

İsminiz
:
e-Posta
:
 
 Katıl  Ayrıl
 
BİLKA - Bilge Kadın Araştırma Merkezi © 2008 - Tüm hakları saklıdır